
Tiflis’te Abhazları ve Osetleri Hedef Alan Pankart: Gürcistan’da Yükselen Milliyetçi Öfke
Gürcistan’da artan aşırı milliyetçi ideolojilerin çarpıcı bir yansıması olarak, kısa süre önce Tiflis sokaklarında ırkçı bir pankart ortaya çıktı. Pankartın üzerinde tüyler ürperten bir şekilde “DOMUZLARA ÖZÜR YOK, AYRILIKÇILARA ÖLÜM” yazılıydı. Pankartta Güney Osetya, Abhazya ve Rusya bayrakları üzerleri çizilmiş bir şekilde yer alıyordu. Bu pankart, bölgede artan gerilimlerin ve çözülemeyen çatışmaların karanlık bir simgesi.
Bu pankart, Gürcü Rüyası partisinin kurucusu Bidzina İvanişvili’nin, Gürcülerin 2008 Rus-Gürcü Savaşı sırasında Güney Osetyalılara yaşattıkları acılar için “özür dileyecek gücü bulmaları gerektiği” yönündeki açıklamalarından sonra ortaya çıktı. İvanişvili, barış ve uzlaşma çağrısında bulunarak önceki Gürcistan hükümetini, özellikle Mikheil Saakaşvili liderliğindeki dönemi, bu çatışmayı başlatmakla suçladı.
Daha sonra okuyabilirsiniz: Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’ndan İvanişvili’nin “Oset halkına özür” açıklamasına cevap
İvanişvili’nin bu açıklaması hem muhalefetten hem de halkın bir kesiminden ağır tepkiler aldı. Eleştirmenler, bu sözlerin zamanlamasını ve samimiyetini sorgularken, sözlerin ulusal birliği zayıflattığını ve ayrılıkçı duygulara boyun eğdiğini savundu.
Investigative Media Lab’in editörü ve yöneticisi gazeteci Anna Gvarishvili, bu pankartın fotoğrafını Twitter’da paylaşarak ırkçı mesajı yüceltti ve “İvanişvili, Gürcülerin 2008 Rus-Gürcü Savaşı için Güney Osetyalı kardeşlerinden özür dilemesi gerektiğini söyledi; Tiflis buna böyle cevap verdi.” dedi. Ancak daha sonra bu paylaşımı sildi.

Bu olayı daha geniş bir bağlamda incelediğimizde, Tiflis’teki pankartın, Gürcistan’da 1980’lerin sonlarından beri siyaseti şekillendiren milliyetçiliğin yeniden canlanmasının bir belirtisi olduğunu görüyoruz. Bu milliyetçiliğin en rahatsız edici tezahürlerinden biri, o dönemde “Gürcistan Gürcülerindir” sloganıydı. Bu ifade, radikal milliyetçiler tarafından, özellikle de Zviad Gamsakhurdia’nın liderliğinde, Abhazya ve Güney Osetya’daki azınlıklara yönelik şiddet ve ayrımcılıkla bağdaştırılmıştı. Geçmişteki bu tartışmalı tarihe rağmen, slogan hâlâ Gürcistan siyasi söyleminde zaman zaman yer buluyor ve etnik şovenizm ile ulusal birliğin güçlü bir çağrısı olarak algılanıyor. Bu slogan, yıllar içinde birçok siyasi parti ve hareket tarafından çeşitli derecelerde benimsendi.
Batılı hükümetler ise uzun süredir yükselen radikal Gürcü milliyetçiliğine göz yumuyor. Oysa bu tehlikeli ideoloji, yalnızca Gürcistan’ın komşularını değil, aynı zamanda kendi iç istikrarını da tehdit ediyor. Batı’nın bu radikal milliyetçiliğe karşı gösterdiği kayıtsızlık, gelecekteki çatışmaların kapısını aralayabilir ve bölgedeki istikrarı daha da zedeleyebilir.
2009 yılında Gürcistan Savunma Bakanlığı’nın Adolf Hitler’e ait bir sözü içeren bir televizyon reklamı yayınlaması, bu radikal ve faşist milliyetçi akımların köklü olduğunu bir kez daha gözler önüne sermişti. Sakartvelo adlı televizyon kanalında yayımlanan bu reklamda, “Kaybettiğimiz toprakları dualarla değil… silahlarımızın gücüyle geri kazanacağız” sözü yer alıyordu. O dönem bu provokatif mesaj kınanmış olsa da, Gürcü toplumunun bir kesiminde kökleşmiş olan militarist ve milliyetçi eğilimleri gözler önüne sermişti.
Ukrayna’daki savaşın ardından değişen jeopolitik manzara içinde, Gürcistan, Batılı müttefiklerinin Rusya’ya karşı daha sert bir tutum benimsemesi yönünde artan baskılarla karşı karşıya kaldı. Ancak bu dış baskı, istenmeyen sonuçlara yol açtı. Azınlıklara veya Rusya’ya yönelik her türlü uzlaşı hareketini ihanet olarak gören aşırı uç gruplar, bu baskıları daha da güçlendirdi ve Gürcistan’ın iç siyasetini daha da kutuplaştırdı.
Gürcistan milliyetçiliği iki ucu keskin bir kılıç haline geldi. Bir yandan, 1991–92 Gürcü-Oset savaşları ve 1992–93 Gürcü-Abhaz savaşları sonucunda kaybedilen Güney Osetya ve Abhazya topraklarını geri alma arzusu ateşleniyor. Ancak diğer yandan, bu saldırgan tutum, Gürcistan’daki etnik azınlıkları dışlama, ülkenin iç siyasetini istikrarsızlaştırma ve zaten gergin olan bölgede daha da büyük gerilimlere yol açma riskini taşıyor.
Gürcistan’daki Batılı kurumlar ve büyükelçilikler tarafından sergilenen sessizlik oldukça düşündürücü. Bu durum, AB değerlerinin—insan hakları ve barış üzerine kurulu olduğu varsayılan—stratejik çıkarlar karşısında çoğu zaman geri plana atıldığını gösteriyor.

Bazı analistlerin “Batı yanlısı milliyetçilik” olarak tanımladığı bu akımın yükselişi, yeterince vatansever olmadığı düşünülen bireylere yönelik düşmanlığı artırdı. Milliyetçi söylemleri sorgulayan kişiler, akademisyenler ve sivil toplum üyeleri, radikal gruplar tarafından sıklıkla dışlanma, hakaret ve hatta fiziksel saldırılara maruz kalıyor. Bu nedenle, uzlaşı, hoşgörü ve diplomasi üzerine açık bir tartışma yapmak giderek daha tehlikeli hale geliyor ve barış için gerekli olan diyalog ortamı baskı altında kalıyor.
Her ne kadar bu “Batı yanlısı milliyetçilik” hareketi sıklıkla demokrasi yanlısı bir girişim olarak gösterilse de, ironik bir şekilde savunduğu demokratik değerleri zayıflatma riski taşıyor. Ulusal birliği her şeyin üstünde tutarak muhalif sesleri baskılaması, açık tartışma ve eleştirel düşünce alanlarını daraltıyor. Gürcistan’daki liderlerin, “ulusal çıkar” bahanesiyle iktidarlarını sağlamlaştırdıkları, medya özgürlüğünü kısıtladıkları ve muhalefeti bastırdıkları belgelenmiş birçok vaka var. Bu uygulamalar, demokratik normlar ve kurumların altını oyuyor ve ülkenin demokratik yapısına zarar veriyor.
Tiflis’teki pankart, sadece bir meydan okuma sembolü değil; milliyetçiliğin kontrolsüz bir şekilde büyümeye devam etmesi durumunda, Gürcistan’ın gelecekteki tehlikeli yolunu gösteriyor. Bu tehlikeli ideolojiyi dizginlemek için ciddi adımlar atılmazsa, Gürcistan, geçmişin trajik hatalarını tekrar ederek hem kendi istikrarını hem de bölgedeki kırılgan barışı tehlikeye atma riskiyle karşı karşıya kalacak. Abhazya ve Osetya’daki halkların acılarını görmezden gelmek, yalnızca tarihsel yaraları daha da deşer ve dışlanma ile güven duymama döngüsünü devam ettirir. Bu halkların sesleri duyulmadıkça ve yaşadıkları acılar kabul edilmedikçe, gerçek barış ve uzlaşı mümkün olmayacaktır.
Sonuç olarak, Batılı kurumların bu milliyetçilik karşısındaki sessizliği ve göz yumması, bölgesel istikrarı ve azınlık haklarını tehlikeye atan bir gerçeği gözler önüne seriyor. Gürcistan’da yükselen milliyetçilik, sadece komşu ülkeleri değil, Gürcistan’ın kendisini de ciddi bir tehlikeye sürüklemektedir. Gürcistan sınırları içinde tarihsel olarak birlikte yaşamış olan Ermeniler, Türkler, Azeriler ve Ruslar gibi etnik azınlıklar, büyüyen etno-milliyetçi gerilimlerin ortasında kendilerini tehlikede bulabilirler.
Bu haber Abkhaz World tarafından yazılan İngilizce orijinalinden Türkçe’ye çevrilmiştir.



